ALLAHIN ÇAYI
Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.
Sohbet, sonunda “işin ve hayatın stresinden şikâyete” döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde çay ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik çay bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak seçince, profesör şöyle söyler :
“Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi çayın kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediğiniz çaydı, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Şunu bir düşünün:
Hayat çaydır. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de. Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu çayın tadını çıkarmayı unuturuz. Lütfen, Çaya odaklanın, çayınızın kokusuna, tadına, ısısına .....yani çayı (hayatı) farkındalıkla yudumlayın
Yoksa içtim (sağa sola bakarken) bir şey anlamadım dersiniz...
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.” ALINTI
ali Geçili - İstanbul - 25.11.2011
Gününüz Aydın,
Cumanız mübarek olsun.
Hayırlı Cumalar...
Sağlıklı olun Mutlu Olun, Sevgi ile kalın
Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa;
- Buranın yabancısıyım, demiş.
Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler..
Çocuk arabanın penceresini açtıktan sonra;
Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde..Adam çocuğun yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez.
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş çocuk. Kuş cıvıltıları oradan geliyor zaten.
- İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?.
-Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez diye atılmış çocuk... Üstelik manolyalar da katılıyor onlara.. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu da duyacaksınız..Adam gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, teşekkür etmek için döndüğünde farketmiş çocuğun kör olduğunu..
Çocuk ise, konuşurken bir a sözlerini yarıda kesmesinden anlamış adamın kendisini farkettiğini..Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken;
- Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam, öyle değil mi?. Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına doğru yönelirken;
- Artık emin değilim demiş. Emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür..
Gösterdi ........... gördü anlamına gelmez
Söyledi ............. duydu anlamına gelmez
Duydu .......doğru anladı anlamına gelmez
Anladı .......... hak verdi anlamına gelmez
Hak verdi .......... inı anlamına gelmez
İnı ............ uyguladı anlamına gelmez
Uyguladı ...... sürdürecek anlamına gelmez
Ali Geçili - İstanbul - 24.11.2011
DUNYANIN EN DEGERLI VARLIKLARI OLAN SIZ OGRETMENLER BUGUN, TURK OGRETMENININ SEREF GUNUDUR. ONA OLAN SAYGIYI YENILEME, ONUN YUCELIGINI ANMA GUNUDUR. BOYLE ANLAMLI BIR GUNDE HEPINIZI SEVGIYLE, CANDAN KUTLUYORUM
Özcan DELİÖNÜ - İstanbul - 19.11.2011
Tüm başarılı hemşehrilerimizle gürün-suçatılı olarak gurur duyuyorum.Çalışmalarınızda ve hayatta üstün başarı, sağlık ve esenlikler dilerim.Allah yolunuzu açık etsin.ŞEML Teknik öğretmen
Ali Geçili - İstanbul - 15.11.2011
Sevmek, çok büyük bir imtihır.
Küçük bir et parçasında, büyük bir dağ taşımaya benzer.Çoğu zaman dağ başını kar kaplar,ara sıra da tufan olur.Hayat sıkar ,daraltır canını.Oysa ki ne kadar geniştir kalbimiz.Her şeyi alır içine,bazen de genişliği nisbetinde daralıverir,sığmaz olursun içine.
Sevmekte böyle bir nesnedir. Sevgilinin gülüşüyle gül, gülistan olur kalp yamaçların. Sevginin gitmesiyle tarumar olur bağın, bostanın. Hayat işte, bazen güler insana, aldatır, kırır. Sahte mutluluklar yaşatır bir ara. Öyle bir hal alırsın ki; sanırsın bu bir rüya, çoğu zaman kabusa dönüşür. Sahte mutluluklar kaybolur, gökyüzünü sarar karabulutlar. Hasret şimşekleri çakar, özlem yıldırımları düşer yüreğine, gözyaşları akar sonra. Oysa ki anlamı yok bunların. Çoktan güneş esir edilmiş o karalar ardına, yüzlerde kalmamış bir tebessüm. Soluk bezler, yorgun bedenler.
Her Adımda uzaklaşırsın sevgiden,yalnızlığa yaklaşırsın milim milim. Farkında olmazsın çoğu zaman. Deli divane gibi koşuşturursun geceler boyu, sevginden geriye yıkık hayaller kalmıştır geriye. Mesafeleri ölçersin yalnız kaldığın zaman, tek tek.... Oysa ne kadar uzak, ne de yakın zaman.
Fırtınayla inatlaşırsın hayat boyu. Küllerini savurursun sevdanın, ardından hicret başlar diyar diyar, yer yer kaçarsın sarayından, saltanatından, yurdundan.Güneş dahi ısıtmaz olur tenini,hayallerini. Kalbin köledir artık, sense bir esir.
Oysa ki gitmek istememiştin bu diyardan, hicret çok uzaktı sana. Nedenini bilmediğin acılar sızlattı kalbini, kanattı yaranı. Tıpkı petekten süzülen bal gibi damla damla semaya yükseliyordun artık. Farkına varmıyordun yılların. Hayat ağlarını örüyordu sana karşı, ilmek ilmek, harf harf ve sen bilmedin, anlamadın, okuyamadın bu beyitleri. Doğru nasıl okuyabilirdin ki; onlar beyaz sayfanın gizli harfleriydi, bir tek sevgilinin gönül gözü idrak ederdi.... Şifreliydi çoğu.
Hayatı bukalemona benzetmek doğru olur. Rengi çoktur. Bazen sevgi renkleri sarar etrafını, çoğu zaman ızdırap hakim olur cana. Kalp büyük bir mağara, sevmek de büyük bir imtihır sana
Yıllara, kasırgalara, yaşlılıklara inat, kökleri sağlam çınarlar gibi devrilmeyenlere selamlar olsun ve selam güzele olsun. Çünkü "Güzele iltifat etmek güneşe mum tutmaya benzer. Mum nasıl sönük kalırsa güneşin karşısında iltifatlarımda sönük kalır güzelliğinin yanında..."
Ali Geçili - İstanbul - 05.11.2011
Dostluğu, sevgiyi ve geleceği... Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı... Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim
mehmet fırat - gaziantep - 05.10.2011
asef cobana allah rahmet eylesin mekani cenet olsun vallahi ben o dostu ozledim gurunun yetistirdigi ender insanlardan biri ilimi severdi asef bey hep hayelinde okul yapmak vardi yuruduk kizil burunda hayal kurarak hep ben hasan huseyin korkmazgilleri anlatirdim anlat derdi kardas anlatda boyle insanlar cogalsin birgun istanbulda gurun is adamlarinin yemeyine katildim odam kirec tutmuyor turkusunu caliyorlardi sordum gurunlülere bu beste kime ayit üzulerek yazıyorum kimse bilmedi ama yazik kulturunuzu tanitinki asef coban gibi ve hasan huseyin korkmazgil gibi insanlar cogalsin selamlar
Ali Geçili - İstanbul - 28.09.2011
MUTLULUK NEREDEDİR
mutluluk; Uyırılma tedirginliği olmadan huzur içinde uykuya dalmaktır.
Mutluluk; Yazın en sarı sıcağında serin bir denizdedir, bir ağaç gölgesindedir.
Mutluluk; Çıplak ayakla koşulan ıslak çimendedir.
Mutluluk; Sıcak bir günün sonunda esmeye başlayan serin bir yeldedir.
Mutluluk; İnce belli bir çayda içilen tek şekerli demli çayın tadındadır.
Mutluluk; Anlatılan bir fıkranın ardından atılan kahkahadadır. İzlenen bir filmin sonunda dökülen göz yaşındadır.
Mutluluk; Günün ilk aydınlığında, gecenin son karanlığındadır.
Mutluluk; Annenin okşayışında, babanın başında, çocuğun gülüşünde, sevgilinin dokunuşundadır.
Mutluluk; Düşünüldüğünde gülümseten çocukluğa dair bir anıdadır.
Mutluluk; Bir kitapta, bir dergide görülen bir sözün ezberlenip defalarca söylenmesindedir.
Mutluluk; Yarın için hiç bıkmadan beslenen umuttadır.
Mutluluk; Sevgilinin yanağına konulan bir öpücüktedir.
Mutluluk; Mesafeye aldırmadan büyütülen sevgidedir.
Mutluluk; Küçük bir tartışmadan sonra kimin haklı olduğunu düşünmeden sevgiliye söylenen "seni seviyorum" sözündedir.
Mutluluk; Bilgidedir. Her şeyi öğrenebilme çabasındadır.
Mutluluk; Bir aşk şarkısının ezgisindedir. Uykuya dalarken okunan romanın sayfalarındadır.
Mutluluk; Acılarına, hüzünlerinde, zorluklarına rağmen, kaygıya direnerek "yaşıyorum" diyebilmektedir.
Mutluluk yanı başınızdadır, fark etmenizi bekleyen bir gizemdir.
Mutluluk dönüp dolaşıp içinizde bulduğunuz yeniliklerdedir.
Mutluluk kendiniz olduğunuzu fark ettiğiniz adır.
Mutluluk bir amaç uğruna yaşamınızı adamanızdadır.
Mutluluk direnme gücünüzü hayat test ettiğinde bulabildiğiniz en son noktadadır.
Mutluluk yaşamına anlamlı bir amaç yükleyebilecek düşünce gücünü geliştirdiğini fark etmendedir.
Mutluluk yaşamını kendine, başkalarına ve giderek evrene katılma coşkusuyla doldurmaktadır.
Mutluluk yakalığında bazen kayboluveren bir baloncuk gibidir.
Mutluluk peşinden koştukça uzaklaşan bir hedeftedir.
Mutluluk belki de her yerdedir, görebilenlere görünen bir renktir sadece.
alıntı
__
Ali Geçili - İstanbul - 21.09.2011
Bütün Öğrencilerimize,Öğretmenlerimize ve Velilerimize Hayırlı ve Başarılı Bir Öğretim Yılı Dilerim.
Ali Geçili - İstanbul - 16.09.2011
MUTLULUĞU BULANLARIN VE BULAMAYANLARIN İLGİLERİNE
Bitmeyen Bir Aşkın Öyküsü
Ihtiyar adam kerpiç damin içinde gezinip durdu. Duvardaki esinin resimlerine takilip kaldi gözleri bir süre, derin bir iç çekti… ”Hey gidi Ferhat Ali heyy Hey gidi günler Nerede o daldan dala atlayan gençlik yillari, tuttugunu koparan, o mutlu baharlar, mutlu yazlar, nerede etrafinda fir dönenler? Simdi su evde tek basina, kimsiz, kimsesiz. Sesine ses veren yok. Ölsen kim duyar?” Aynaya bakti bir süre, avurtlari çökmüs, alninda derin çizgiler. Saçi, sakali uzamis, yüzü kiris kiristi. Gözlerinde derin ve korkunç bir hüzün vardi. Yasadigi mutlu günleri düsündü Ferhat Ali. Esi Gülizar geldi gözlerinin önüne. Yüzünde aci bir ifade belirdi. Göz çukurlarindan yanaklarina dogru damla damla yaslar süzüldü biribiri ardina … Bir ömür bütün güzellikleri birlikte soluklamislardi, birlikte gögüs germislerdi zorluklara. Üzüldüklerinde beraber aglamislardi, sevindiklerinde beraber gülmüslerdi.
Çocuklari olmamisti ama bütün dedikodu ve beraberliklerini bozmak isteyenlere inat daha çok perçinlemislerdi sevgilerini. Neler yasamamislardi ki hayatta, bu yalan dünyada neler görmemislerdi ki. Ayirmaya kalktiklarinda kimse onlarin yüregini yakan tertemiz sevdalarini düsünmemisti. Oysa onlarin sevdalari her seyin üstünde, evlilikten de öteydi. Söz vermislerdi sevdalarina, daha önemlisi biribirilerine. Gülizar’siz hayat yoktu ihtiyar adam için, onsuz yasayamazdi, bu Gülizar için de öyleydi. Sevgilerini içlerine gömüp biribirini birakamazlardi. Aldiris etmemisti kimsenin sözüne ihtiyar adam, ayrilmamisti Gülizar’indan. Çünkü yasarsa onun için yasayacakti, sevdasi için yasayacakti. "Çocugu olmuyorsa salt Gülizar mi suçluydu belki kabahat kendisindeydi de." Her defasinda Israf ettikleri, kaybettikleri güzellikler karsisinda birbirilerinin gücüne inanarak, sarsilmaz sevgilerinin saglamligina dayanarak üstesinden gelip sürdürmüslerdi hayatini. En zor kosullarda bile sevgiyi, mutlulugu kazanma ve perçinleme yolunda hep ayni rüyayi görmüslerdi, hep ayni sizilari duymuslardi yüreklerinde, ayni pismanliklari yasamislardi. Bedenleriyle degil, yürekleriyle ayni yolu yürümüslerdi. Hiç ihanet etmemislerdi yüreklerine… Hiç ihanet etmemislerdi sevgilerine… … - Iki ihtiyar yalniz kalinca tek bir sey söylemeden biribirine bakakaldilar: Yüregi kan agliyordu ihtiyar adamin. Yasli kadin gözleri açik hiç kipirdamadan yatagina büzülmüs yatiyordu. Ihtiyar adam bu ölümüne sevdigi kadinin yanina uzi. Yasli kadin boynunu uzatip yüzünü oksayan eline degdirdi. “Zavalli hayat arkadasim benim artik ikimizde de is kalmamis” deyip derin bir iç geçirdi ihtiyar adam… Ihtiyar adam hayat arkadasini bekleyen büyük aciyi düsünüyordu… Simdiden bu aciyi yüreginin taa derinlerinde duyuyordu. Perisan durumuna, yasliligina, çektigi aciya yaniyor, elinden bir sey gelmedigi için de kahroluyordu. Ilk kez yüregi bu kadar sanciyordu…. Ilk kez bu kadar çaresiz hissediyordu kendini. Doktorlarin bir kaç aylik ömrü kalmis demelerine karsin, inanmak istemiyordu bi-türlü bu sonuca. Ölüneceksede beraber öleceklerdi… Disarda durmadan simsekler çakiyordu, sessizligi bozan bu gürültüyü duymuyorlardi bile. Anilarina gömülmüslerdi her ikisi de. Gözlerini alabildigine uzanan karsi daglara dikmislerdi. Sönmeye yüz tutmus anilar uyaniyordu her ikisinin belleginde, çok gerilerde kalmis mutluluk günleri canlaniyordu. Dalginligi dagilmisti yasli kadinin, ince bir hüzün soluk yanagindan bükülüp dudaginin kivrimina iniyordu. Yüzünün inceligini, soluklugunu oksadi, elmacik kemigindeki soluk çillerini öptü ihtiyar adam. Yasli kadinin gözlerinden iki damla yas süzüldü. “Öyle yalniz ve çaresiziz ki Ferhat Ali, bizden baska kimse yok içimizde biliyor musun” dedi yasli kadin.. Ortalik kararmisti. Günün, en bahtiyar insanlarini bile az çok gamliran bir saatti. Yillarca her seyini paylastigi ve kalbinden bir parça demek olan bir insani ölüme terketmek kolay degildi. Bütün sorulari yanitsiz birakiyordu ihtiyar adam, agzini biçak açmiyordu. Zar zor elindeki bastona yaslanarak kalkti yerinden, iki bardak çay doldurup geri geldi . Yasli kadin bir kaç adim ötede kipirtisiz yatiyordu, eski bir yatagin içinde kivrilmis olarak küçücük bedeniyle… Ihtiyar adam geçmisteki bütün bu güzelliklerin kiymetini ise Gülizar’in hasta düstügünde daha iyi fark etmisti. O ulasilmaz temiz sevgileriydi ki; gönülleri arasinda yikilmaz köprüler kurmus. Gözlerine fer, gönüllerine ve ruhlarina aydinlik katmisti, kapilar açmisti mutluluklarina. Hayat yolunda yalpaladiklari, sarsildiklari olmamis miydi? Olmustu. Çok defa uçurumun kenarindan dönmüslerdi ama bütün bu engeller ve zorluklar viz gelmisti sevgilerinin gücüne. Ama simdi öylemiydi, zaman rüzgâr olmus, yaprak gibi savuracakti onlari. Güçleri yetmiyordu, her birini bir yana düsürecek, ayiracakti biribirinden. -Yasli kadin her gün biraz daha hastaligin pençesinde kivraniyordu. Seven kalbi belliki artik bu hastaliga daha fazla dayanamayacakti. Kerpiç evinin o küçük odasinda hergün biraz daha solmaktaydi. Gözü yasli, boynu bükük bir sekilde ölümü bekliyordu… Gözlerini kapadi yasli kadin, bu küçük odada yalniz kaldiginda gözyasi dökmekten bikmisti… Yinede engel olamiyordu pinar gibi çaglayan gözyaslarina. Ihtiyar adami düsündü ne yapacakti zavalli yapayalniz bu dünyada, hastalaninca kim bir sicak çorba verecekti. Yasli kadin kendi ölümünden çok kocasi evin deliginde yapayalniz ve kimsesiz kalacagina içi yaniyordu. "Bu dag basinda yapayalniz, kimsesiz yasli bir ihtiyar, tek basina nasil yasardi? Kim ekmegini, asini pisirir." Bunu düsünmek bile içini burkuyordu.Yasli kadin hep bunlari düsünüyordu. Kocasi evden çiktigi zaman hep ayni seyleri düsünüyor, anilari bir film seridi gibi gözünün önünden geçiyordu… “Eskiden köy ne kadar kalabalik, ne kadar canliydi, yaz aksamlari, harman günleri, hele güz aylari dügün dügün üstüne olurdu. Kis aylari her aksam bir yerde toplanip köy yaslilarinca hikayeler, masallar anlatilirdi. Simdi köy ipissiz, bizim gibi bir kaç yasli kimsesizden baska kimsecikler kalmadi. Kimileri büyük sehirlere, kimileri avrupa’lara gidip yerlesti. Buralari terk edenler, bir gün geri dönüp gelirler mi bilmem? -Ihtiyar adam, usulca yasli kadinin basina dokunup bir öpücük kondurdu alnina: “Gülizar kadinim uyan ben geldim” Degirmende sira beklemekten eve geç kalmisti. Yasli kadin, hafifçe silkinerek gözlerini açti, yerinde dogrulmaya çalisti ama dogrulamadi. Elinin tersiyle agzini kapayip esneyerek: “Ben de seni beklerken uyuya kalmisim. Bu gün bana bir hal oldu. Durdugum yerde dalip dalip gidiyorum”. Yasli kadin, basini yastiga dayayip, karsisinda ayakta duran ihtiyar adama dalgin dalgin gülümsüyordu. Eliyle yaninda yer göstererek: “Otursana canimin diregi” dedi. Karisinin biraz daha iyi oldugunu görünce Ihtiyar adamin yüzündeki yorgunluk, endise ve gerginlik geçti. Ama yasli kadinin yanaklarinda agir bir hastaligin zehrinden yeni uyanmis insanlara mahsus bir solukluk dalgalaniyordu. Ihtiyar adam, belini tutarak bastonuna dayanip oturdu yatagin bir ucuna. Yasli kadinin içine bir seyler dogmustu sanki. “Bu beraber son gecemiz belki. Belki de son gülüsümüz, son bakisimiz, son el ele tutusumuz. Siki tut ellerimi birakma Ferhat Ali.” Yillar yili birlikte sevindigi, kahir çektigi, kahir çektirdigi esinin sikica tuttu elini Ihtiyar adam… Parmaklarinin arasinda hafifce oksadi güçsüz ellerini. “Ne kadar aci çekip, ne kadar çabuk yaslaniyoruz, ne kadar az yasiyoruz degil mi Ferhat Ali?. Çekip giderken kime ve nereye birakacagiz anilarimizi, sigar mi bu daracik yere?” diyordu. Dalip gitmisti yine ihtiyar adam. Kar altinda bir dag köyü gibiydi simdi anilari, tavana asilip kalmisti gözleri. Gözlerini kapatti, duman duman hüzün çöktü üzerine. Simdi anliyordu ki bir kursun kalem, bir de silgi gerekliydi yazip yazip silmek için kanayan yerlerini, bu kisacik ömründe. Yillarca yazdigi siirleri Gülizar özenlice saklamisti. Yine de arada sirada bir seyler karalamayi severdi. Geç saatlerde yasli kadinin rengi sapsari kesilmisti. Göz kapaklarini zar zor açiyordu, tekrar elini uzattarak bir seyler söylemek istedi yasli kadin ama söyleyemedi, dili agirlasmisti… Dudaklari titredi, gözleri doldu, içten bir bakis atti esine. Salt aciydi bakislari, konusmak istedi konusamadi. O civil civil hep yasama sevinci dolu, her seye ragmen kendisini teselli etmeye çalisan Gülizar’i bumuydu. Aglamamak için kendini zor tutuyordu ihtiyar adam. Eli ihtiyar adamin elinde öylece uykuya dalmisti yasli kadin. Sabah bir telasla uyi ihtiyar adam, yasli kadinin nefesini dinledi. Yüreginden bir seyler koptu. O kocaman dev gibi adam küçük çocuklar gibi sarsila sarsila agladi. Yorgun… Örselenmis, ama içi Gülizar’in sevgisiyle dolu yüregi paramparçaydi simdi… “Vay benim kara yazgim vay… Ne olacak simdi benim halim Bu daracik yerde tek basima ne yaparim, kiminle bölüsürüm anilarimi… Kiminle bölüsürüm acilarimi… Birakip gitme beni. Vay benim basima… Vay ki, vayyy…‘’ …….. -Arada günler geçmis, dalip gitmisti harman yerinde ihtiyar adam. O arada bir sivrisinegin eline sokmasiyla kendine geldi. Düsüncelerinden siyrildi. “Sizlanmayi birakip ise bakmali gayri, simdi is zamani…” “Çalismasam bu degirmen dönmeyecek, hem hazir para çabuk suyunu çeker. Zor günlerde elinin altinda biraz para olmali ki, Hasta olursan ilâç, kefen paran olsun hiç degilse, ele güne karsi rezil olmayasin.” Deyip kendi kendine konustu. Ihtiyar adam derin bir yalnizlik duygusuna kapildi. Tasli yolda ayaklarini sürükleyerek dag yoluna dogru yöneldi. Tasali bir yürek ve karmakarisik düsüncelerle koca bir dünyada yapayalnizdi artik. Sevmisti Gülizar’ini, hiç kimsenin anlayamayacagi, sevemeyecegi , hiç düsünmeden ugruna canini verebilecegi kadar çok. Uykularini paylasmislardi geceler boyu, uykusuzluklarini. Askere gittiginde hep Gülizar’ini düslemisti, isil isil gözlerini nereye gitse, ne yapsa hep yaninda tasimisti. O dünyalara sigmayacak asklarini küçücük yüreklerine sigdirmislardi. Hep bir gün kavusacagi günün hayaliyle avutmustu kendini. Ayri geçen her gününü yasanmamis sayardi. Gökyüzü zifiri karanlikken , zorlu bir dünyada bile onlar hep el ele sevdanin, sevincin içineydi. Hep birlikte olmakti temennileri, düsleri. Beraber yasayip beraber ölmekti. Hep pembe düslerle yasamislardi, içinde sevginin, sayginin bolca oldugu, içinde sadece ikisinin bulundugu, sakin, sade, gösteristen uzak bir dünyalari vardi. Bu kisacik ömürlerinde en güzel geceleri,günleri en güzel sevinçleri paylasmislardi. Sevmeyi, özveriyi ondan ögrenmisti ihtiyar adam. Yüzü gülerken, içinde mutlu olabilecegini ögretmisti ona. Yasamanin onunla güzel oldugunu göstermisti. Simdi onsuz yasamanin ne kadar mutsuz ve anlamsiz oldugunu düsünüyordu ihtiyar adam. “Hep birlikte olmaliydik biz”, diyordu “öyle güzeldi hayat. Söz vermistik birbirimize , sözümüzü tutamayacagimizi bile bile. Felege söz geçiremedik, her inlediginde yüregim hançerlendi benim. Çiçegimdi o , incinirse boynu bükülür diye dokunmaya dahi kiyamazken, o amansiz hastalik halden hale sokmustu onu.” Iste hayat nasil onlari bir araya getirdiyse, öylece ayirmisti yollarini. Günler günleri kovalamisti, aylar aylari, yillar yillari. Ve hasreti her gün biraz daha derinlesmisti. “Acidir, sonsuza dek koptugunu anlamak; ama dayanmak gerek, ayagini topraga basmak gerek yine de”diyordu ihtiyar adam… Ihtiyar adamin gözleri yasarmisti. Günün isiklari sakalinda takilip bir kaç damla gözyasini isildatmisti. Ihtiyar adam basini kaldirip günesin dogusuna bakti bir süre. Uzakta bir kus sürüsünün havalanisini gördü. “Uçun” diye geçirdi aklindan, gidin dilediginiz yere. .. Kanatlariniz yoruluncaya dek uçun… Can sikintilarini yüregine doldurdugu acili günleri yasiyordu ihtiyar adam. Aksam olurken simsiyah kederler çöküyordu üstüne. Içinde biriktirdigi mutlu yillardan teselli ariyordu. Sag eliyle yanaklarini islatan yaslarini silip oturdugu yerden ayaga kalkarak bastonunun da yardimiyla agir aksak yürümeye koyulmustu… Her ne kadar aglamamaya çalissa da, aglamaktan kan çanagina dönmüstü gözleri. Yüregini paylastigi, bir ömür beraber yasadigi Gülizar’i yoktu artik… Yürürken Gülizar’i düsünüyordu hep ve ihtiyar adam zaman zaman, kendini o mutlu günlerde buluyor, içinde hiç bir aci ve ümitsizlik hissetmiyordu sanki… Agliyor ve arkasina bakmadan yürüyordu… Evine mi? Köyüne mi? Hayir… Gidiyordu iste gözyaslarini geride birakarak…. Darmadagin olan yüregini vurup sirtina gidiyordu. Ama nereye gittigini ne kendisi ne bir baskasi biliyordu… Derin bir gögüs geçirdi; dönüp son kez evine bakti ve dönmemek üzere yürüdü Gürüne dogru. .. Ardinda sevdigi kadini ve binlerce hatirasini birakarak…
Beni “ bildiğim “ kadar değil
Bilmediğim kadar sev..:)))